2020 Yılında Yayınlananlar ve Müzik Endüstrisi Üzerine Kısa Kısa – 1

Andaç tarafından tarihinde yayınlandı

Merhaba, e-posta dışında bir şeyler yazmayalı uzun zaman oldu. Elbette şu an okumaya niyetlendiğiniz bu yazının kötü olmasının suçunu bu duruma yüklemeyeceğim. Hiçbir zaman iyi yazı yazmayı beceren biri değildim.

İç açıcı olmayan bu girişten sonra, gelelim yazımızın konusuna. Dün, Twitter hesabımda 2020 yılında yayınlanan rock albümlerinden kulağıma takılanları derlediğim bir liste paylaştım. Bu yazıda da listedeki seçimler üzerine kısa kısa notlarımı paylaşırken, bütün bir yılı (aslında 11 ay) kapsayan bir listenin neden yalnızca 4 saat uzunluğunda olduğunu konusuna değinmek istedim. Elbette, 2020’de benim ilgi alanıma girmeyen pek çok janrada, sevenleri için, iyi albümler çıkmış olabilir. Neyse ki geçtiğimiz 70-80 yılda bizim gibilere uzunca bir süre yetecek kadar iyi albüm yayınlandı.

Konumuza dönelim, neden liste bu kadar kısa? Tabii, müzik konusunda ya da bir başka konuda önemli bir otorite ya da mercii değilim. Her ne kadar bugünlerde “otorite” olmak hiç olmadığı kadar kolayken ve bu sözcükler yerine nasıl olunduğu ve neye karşılık geldiği pek de belirli olmayan “influencer” sözcüğü revaçtayken. Hayır, influencer da değilim. Demek istediğim, listenin kısa olmasına sebep olarak sunacağım her şey oldukça kişisel.

“Liste neden bu kadar kısa?”. Listeyi tamamladığımda, kendime sorduğum soru buydu. Yanıtlamak isterken yanıtı bu sorununki kadar kolay olmayan başka bir soruyla yüzleştim: “Neden müzik dinliyorum?”. Bu soru aslında neden yıl sonunda yalnızca rock, blues vb. türlerden oluşan bir liste yapıyorum sorusunu da yanıtlıyor sanıyorum.

Neden müzik dinleriz? Bunun üzerine biraz düşündüm. Eh, vardığım sonuç pek bilgece olmayacak ama madem anlatmaya heveslendim, anlatayım…

Sanırım, kendi hikayelerimizin bir parçasını bulmak ya da başka hikayelerin bir parçası olduğumuzu hissetmek her şeyin başında geliyor. Yaşadığımız hayatta ya da umduğumuz, olmanın hayalini kurduğumuz hayatlarda canımızı sıkacak, sinirimizi bozacak, bizi neşelendirecek veya üzecek anların hikayelerini paylaşmak. Söylediklerimizi, düşündüklerimizi, hissettiklerimizi paylaşabildiğimiz parçaları seviyoruz sanırım. Tabii, söyleyemediklerimizi haykıran, sözcüklere dökemediklerimizi hayalini kuramayacağımız cümlelere sığdıran, adını koyamacağımız duyguları sese ya da sessizliğe döken parçaları da. Belki ikincisini daha çok.

Bizim hikayemiz ve başka hikayeler demiştim. Bizim hikayemizi paylaşan şarkıları hayatımızdaki belli anlarla, o anlarda hissettiklerimizle eşleştiririz. Hayatımız film olsa soundtrack’i olacak parçalar bu gruba girer. Bu gruptaki parçaları belki çok sık dinlemeyiz, yıllarca dinlemediğimiz de olur, adlarını bile unutabiliriz. Peki o kadar önemliyken neden çok sık dinlemeyiz? Belki hayatımızın iniş çıkışlarından, başımızdan geçenlerden fırsatımız olmaz. Karanlık parçalardır belki, mutluluğumuzu zehirlemek istemeyiz, sakınırız. Belki kötü anılarımızın eşlikçileridir bu parçalar. Soundtrack demiştik. İşte tam da koşuşturmadan sıyrılıp yaşadıklarımızı, söylediklerimizi, söylemediklerimizi, söyleyemediklerimizi düşünüp hayatımızın “bir film gibi gözümüzün önünden geçtiği” zamanlarda takıntılı bir biçimde, tekrar tekrar dinlediğimiz parçalar bu gruba girer. Birazdan başlayacağını bildiğimiz halde bizi hazırlıksız yakalayan gitar soloları, ezbere bildiğimiz halde her seferinde yaralayan sözler, en kötü anılarımıza tek yön bilet melodiler. Tanıdık geldi, değil mi?

Bizim hikayemiz ve başka hikayeler demiştim. Bizim hikayemizin üstünden geçtik. Gelelim başka hikayelere. Elbette fiziksel olarak sadece bir yaşama sahibiz ve ondan gün eksiltiyoruz ama hayal gücümüz de ölü doğmadı ya… Bir tarafta gün eksilttiğimiz, her şeyiyle bize ait bir hayat varken diğer tarafta hayalini kurduğumuz, belki ucundan döndüğümüz, sahipken kaybettiğimiz hayatlar ya da kitaplarda, dizilerde, filmlerde ve tabii şarkılarda kendimizi bir parçası olarak gördüğümüz, bir parçası olmanın hayalini kurduğumuz hayatlar var. İşte ikinci gruptaki parçalar bu hayatların parçaları. Hiçbir zaman olamayacağımız rock yıldızının, filmdeki yakışıklı oğlanın/güzel kızın, kitaptaki bilge ihtiyarın, önünde yaşanacak uzun günleri olan bebeğin, dünyaya şu an olduğumuz kişi olarak gelmesek ya da bize bir şans daha verilse olacağımız insanların hayatlarının parçaları…

İkinci gruptaki parçaları daha sık dinlememiz şaşırtıcı olmayacaktır. Hayal gücümüzün sınırı yok ya. Üç dakikalığına hippi, dört dakikalığına genç, beş dakikalığına devrimci, altı dakikalığına aşk acısı çeken yakışıklı çocuk olabiliriz. Parasıyla mı? Elbette değil, hayal gücü bedava. Eh, müzik de küçük bir abonelik ücreti karşılığında.

Liste neden mi kısa? Bu sorunun yanıtı kolay demiştim yazının başında. Sadede gelmek biraz uzun sürdü, affınıza sığınıyorum. Birinci gruptaki parçaların yeri çoktan kapıldı, yenilerine de ancak yaşadıkça yer açılıyor. Peki ya ikinci grup… Her ne kadar hırpalanmış olsa da hayal gücüm yerli yerinde, yeni parçalara da her zaman yerim var. Ama tabii birilerinin o parçaları yapması gerekiyor. Belki onların hayal güçleri çok hırpalanmıştır? Hayatlarımızın ve diğer hayatların parçaları var demiştik, belki de suç yaşadıklarımızındır.

Liste neden mi kısa? Zamanın ruhu diyelim…

Müzik endüstrisi üzerine yazacak iki çift cümle ve listedeki parçalar, sanatçılar üzerine kısa kısa notlar mı? Bir sonraki yazıya kalsın…

Kategoriler: Blog

0 yorum

Bir cevap yazın